EnglishEnglish
        Ana Sayfa   İletişim    Sık Sorulanlar   Bağlantılar   Site Haritası         
 

 
Prof. Dr. Oktay Belli: Van Anzaf Urartu Kaleleri Kazısı 2006-2007

2007 YILI YUKARI ANZAF KALESİ KAZISI
Prof. Dr. Oktay BELLİ

GİRİŞ
Aşağı ve Yukarı Anzaf Urartu Kaleleri, bugünkü modern Van kentinin 11 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Aşağı Anzaf Kalesi Urartu Kralı İşpuini (M. Ö. 830- 810), Yukarı Anzaf Kalesi de bu kralın oğlu Menua (M. Ö. 810- 786) tarafından kurulmuştur. 62 X 98 m. büyüklüğünde dikdörtgen bir plan gösteren Aşağı Kale, 6.000 m2'lik bir alan üzerine kurulmuştur. Deniz seviyesinden 1900 m. yüksekliğindeki kale, fazla yüksek ve engebeli olmayan kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kuzeyde Transkafkasya'dan, doğuda ise Kuzeybatı İran içlerinden gelen önemli askeri ve ticaret yollarının Urartu başkenti Tuşpa'ya (Van Kalesi'ne) ulaşmadan önce bir düğüm noktasında yer alan Aşağı Anzaf Kalesi, tümüyle askeri amaçla kurulmuştur. Örneğin kalede bulunan 6 inşaat yazıtında da, Kral İşpuini çok güçlü bir kale yaptırdığından söz etmektedir. Gerçekten de çok iri taşlardan kurtinsiz ve bastiyonsuz olarak yapılan kalenin anıtsal sur duvarlarının benzerine, Urartu Krallığı'nın yayılım alanında şimdilik rastlanılmamaktadır.

800 m. güneyde yer alan Yukarı Anzaf Kalesi ise, Aşağı Anzaf tan tam 10 kat daha büyüktür. Deniz seviyesinden 1995 m. yüksekliğinde kayalık bir tepe üzerine kurulan kale, şu anda Türkiye'nin ikinci yüksek rakımlı kazı alanını oluşturmaktadır. 60.000 mVlik bir alana yayılan kale, kendisine bir sur ile birleşik olarak yapılan güneyindeki Aşağı Kent ile birlikte 200.000 m2,lik bir alanı kaplamaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi'ni çevreleyen taş duvarların temelleri, Aşağı Anzaf tan farklı olarak kurtin ve bastiyon tekniğinde inşa edilmiştir. Bastiyon uzaklıkları eşit değildir ve bu yüzden Urartu kale mimarisindeki bastiyonların ilk örneğini oluşturmaktadır.

Kalenin 850 m. doğusunda bulunan Yukarı Anzaf Barajı, kuzeyinde bulunan geniş ve bereketli topraklarda yapılan tarımın su gereksinmesini karşılamaktadır. Bu önemli baraj, geçmiş olduğu küçük onarımlar ile günümüzde de başarılı bir şekilde çalışmaktadır. Geniş ve bereketli topraklardan elde edilen tarım ürünlerinin depolandığı Yukarı Anzaf Kalesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük yönetim ve ekonomik üretim merkezlerinden birini oluşturmaktadır.

Yukarı Anzaf Kalesi'ni diğer Urartu kalelerinden ayıran en önemli ayırtkan özelliğinin başında, kurulduğu tarihten yıkılışına değin sürekli bir yerleşime sahne olması ve sürekli olarak genişlemesi gelmektedir. Ortaya çıkarılan çivi yazılı inşa yazıtları ile tunç eşya ve silahlar üzerindeki yazıtlar, Urartu krallarının yaptırdıkları yeni mimari yapılardan ve kurdukları silah depolarından söz etmektedir. Bu yüzden Yukarı Anzaf Kalesi 9. yüzyılın son on yılından, 7. yüzyılın sonlarına kadar Urartu kale mimarisinin gelişimini canlı bir şekilde yansıtmaktadır.

Yukarı Anzaf Kalesi, günümüze değin Kafkasya, Kuzeybatı İran ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan ve kazısı yapılan Urartu kalelerinde, çivi yazılı bronz eşya ve adak silahının en fazla sayıda ortaya çıkarıldığı yönetim merkezi olma özelliğini taşımaktadır. Bugüne kadar Kral İşpuni (M.Ö. 830-810) ile II.Argişti (M.Ö.714-685) dönemleri arasında hüküm süren krallara ait 29 adet çivi yazılı eşya ve silah ortaya çıkarılmıştır. Bronz eşya ve adak silahları üzerindeki ilginç ve birbirinden değerli yazıtlar, Urartu tarihi ve yazıt bilimine çok büyük bir katkı sağlamıştır.

ÇALIŞMA ALANLARI
Daha önceki yıllarda başlanılmasına karşın açılamayan ve saraya ait olduğu anlaşılan çok sayıdaki depo odasını ortaya çıkarmak amacıyla, 2007 yılı kazı çalışmalarına Yukarı Anzaf Kalesi'nde ağırlık verilmiştir.

Önceki yıllardaki kazı çalışmaları sonucunda, kalenin en yüksek kesiminde bulunan Tanrı Haldi'ye ait tapınak avlusunun en kuzeybatı uç kesiminde ortaya çıkarılan pithoslu ve pithossuz depo odaları, çok geniş bir alana yayılan tapmak avlusunun kuzeyinin tümüyle saraya ait depo odaları ile kaplı olduğunu göstermiştir. Taş temel üzerine yüksek kerpiç duvarları ile yan yana bitişik olarak yapılan depo odalarının, birbirleriyle birer kapı aracılığıyla bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.

15 no'lu sütunlu salonda ortaya çıkarılan sütun kaideleri çevresindeki çivi yazıtlarından anlaşılacağı gibi, çok sayıdaki salon ve depo odası, sarayın eklentilerini oluşturmaktadır.

Yukarı Anzaf Kalesi'nde 2007 yılında başlatılan kazının temel amacı, geçmiş yıllarda pithoslu depo odalarında başlanılmasına karşın, zaman ve maddi olanaksızlıkların yanı sıra, kerpiç duvarların tahrip edilmeden ortaya çıkarılması amacıyla özenli bir şekilde yürütülen ve bitirilemeyen kazı çalışmalarının devam ettirilmesidir. Çalışmaların ağır ilerlemesinde, saraya ait odalar topluluğunun mevcut toprak seviyesinden 4 - 5 m. derinlikte olmasının da çok büyük etkisi olmuştur. Sürdürülecek olan kazı çalışmaları ile mimari yapıların planları ortaya çıkarılacak, birbirleriyle olan ilişkileri araştırılacak ve bunlardan da önemlisi odaların nitelikleri ve hangi amaçla kullanıldıkları konusunda bilgi sahibi olunacaktır. Çünkü 60.000 m2'lik bir alana yayılan Yukarı Anzaf Kalesi'nde, ulusal Tanrı Haldi'ye ait tapınak avlusunda saraydaki depo odalarının bulunamaması çok büyük bir eksiklikti. Saraya ait depo odalarının bulunduğu kesimin deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 1975 m.'dir. Salon ve odalar topluluğunun hemen kuzey ve kuzeydoğu kısmı ise dik ve eğimli bir şekilde aşağıdaki kuzey surlarına doğru inmekte ve 1920 m. koduna düşmektedir. Herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için, saray kesimindeki salon ve odalar batıdan doğuya doğru numaralandırılmıştır.

15 NO'LU BÜYÜK KABUL SALONU
Kuzeyden güney yönüne doğru Haldi Tapınağı avlusuna kadar ilerleyen 10 no'lu ana koridor, 2.5 m. genişliğinde ve ortalama 46 m. uzunluğundadır. 46. metrede ana koridorun güney yüzünün yüksek bir kerpiç duvar ile kapatıldığı görülmektedir. Bundan sonra ana koridor 90°'lik bir açı ile doğu yönüne doğru devam etmektedir. 13 no'lu koridor olarak adlandırdığımız bu koridorun genişliği 2 m., uzunluğu da 38 m.'dir. Bu koridorun doğu yönüne doğru devam eden yan duvarlarının eğimin çok dik olması yüzünden daha çok tahrip olduğu görülmüştür. Taş temel üzerine kerpiç bloklar ile inşa edilen koridorun güney ve kuzey duvarının bazı kısımları, çıkan şiddetli yangın yüzünden yer yer tuğlalaşmıştır. Koridorun güney duvarı üzerinde herhangi bir kapı boşluğu görülmezken, kuzey duvarı üzerinde belirli aralıklar ile dört kapı girişi bulunmaktadır. Kapı girişleri ortalama 1.50 m. genişliğinde ve 1.80- 1.90 m. yüksekliğindedir. Kapı ve duvarların yıkılmaması için, taş ve toprak ile dolu olan kapının içleri boşaltılmamıştır.

Bunun yanı sıra ana koridorun batı yönüne doğru devam ettiği de görülmüştür. Batı yönüne doğru devam eden koridor, ortalama 4.30 m. genişliğinde ve 3.5 m. derinliğinde küçük bir ara bölme yaptıktan sonra, bir başka odanın kapı girişi ile karşılaşılmaktadır. Yani burası batı yönüne doğru devam eden Büyük Kabul Salonu'nun doğu yönündeki bir ön avlusunu oluşturmaktadır. Güney duvarına eklenen kapı girişi duvarı, 1.90 m. derinliğinde ve 2.80 m. uzunluğundadır. Güney duvarına yapılan kapı girişi, 1.5 m. genişliğinde ve 1.80 m. derinliğindedir. Yani kapı girişi duvarın tam ortasında değil, 12 no'lu odanın güney duvarına bitişik olarak yapılmıştır. 1.80 m. derinliğindeki kapı girişinin tabanına 50 cm. genişliğinde bir eşik taşı konulmuştur. Tek parça bir taştan çok özenli bir şekilde düzeltilen eşik taşı, kuzeyde ve güneyde kapı girişi duvarlarının altına girmektedir. Eşik taşının üzeri, sanki zımparalanmış gibi düz ve parlaktır. Şimdiye kadar ortaya çıkarılan odaların kapı girişi tabanlarında bu kadar özenle işlenmiş eşik taşına rastlanılmamıştır. Büyük bir özenle yapılan eşik taşı, 15 no'lu Büyük Kabul Salonu'nun çok görkemli bir yapı olduğunu göstermektedir. Kapı girişinin üst kısmına, diğer odaların kapı girişlerinde olduğu gibi, yassı kumtaşı levhalar konulmuş ve bunun üzerine de büyük bir ahşap kalas lento taşı gibi yerleştirilmiştir. Ancak ahşap kalas çürümüş ve kapı boşluğunun içi çok kalın bir taş ve toprak tabakası ile en küçük bir boşluk kalmamacasına dolmuştur.

Şimdilik ortalama 13 m. Genişliğinde ve 26 m. Uzunluğunda olan 15 no’lu Kabul Salonu’nun güney duvarları henüz bulunamamıştır. Kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen bir plan gösteren Kabul Salonu, oldukça etkileyicidir. Şimdilik 238 m2 lik bir alana yayılan Kabul Salonu, Urartu Kabul Salonlarının en eskisini ve büyüğünü oluşturmaktadır. 2008 yılında sürdüreceğimiz kazı çalışmaları sonucunda hem bu önemli kabul salonunun güney sınırları saptanacak, hem de bu kadar geniş ve uzun salonun çatısının kaç sütun kaidesi ile taşındığı öğrenilmeye çalışılacaktır.

16. No’lu Oda
10 no’lu ana koridordaki kapı girişinden 9 m. Kuzeyde, doğu yönüne açılan ikinci kapı girişi yer almaktadır. 14 no’lu Payeli Salon’un hemen kuzeyinde bulunan bu mekanı da, şimdilik 16 no’lu oda olarak adlandırdık. Tıpkı 14 no'lu odanın kapı girişi gibi, bu odanın kapı girişi de 1.35 m. genişliğinde ve 1.90 m. derinliğindedir. Diğer depo odalarının kapısı gibi, bu odanın kapısı da çift kanatlı olup, içeriye doğru açılmaktadır. Çıkan şiddetli yangın yüzünden kapı kirişleri ile birlikte kapı kanadı ve ahşap tavan örtüsü şiddetli bir şekilde yanmış ve bunun sonucunda da kerpiç duvarlar tuğlalaşmıştır.

Doğu batı doğrultusunda uzanan oda, dikdörtgen bir plan göstermektedir. Oldukça büyük olduğu anlaşılan bu odanın doğu duvarı, arazinin dik ve çok eğimli olması yüzünden yıkılmıştır. Odanın batı duvarı yüksek, kuzey ve güney duvarları da yıkıldığı için alçaktır. Özellikle salonun en çok tahrip olan kısmını, 14 no'lu odanın duvarı ile ortak olan güney duvarı oluşturmaktadır. Güney duvarı aynı zamanda 14 no'lu Payeli Salon'un kuzey duvarını meydana getirmektedir. Bu salonun duvarlarının da, diğer odaların duvarları gibi temellerinin 1-1.5 m. yüksekliğindeki kısmı taştan, bunun üzerinin de kerpiçten yapıldığı görülmüştür. Ortalama 3-3.5 m. yüksekliğindeki kerpiç duvarların üstü beyaz kireç ile badana edilmiştir. Kandillerin ve küçük eşyaların konulduğu küçük nişler, şimdilik batı, kuzey ve güney duvarları üzerinde görülmemektedir. Salonun tabanının da, diğer odaların tabanları gibi sıkıştırılmış kilden yapıldığı gözlemlenmiştir.

16 no'lu salon, şimdilik 10 m. genişliğindedir. Bu haliyle salon, güneyine bitişik olarak yapılan 14 no'lu Payeli Salon'dan daha geniştir. Doğu yönüne doğru ise ancak 14 m. kadar kazılabilmiştir. Ancak çatının ve kerpiçten oluşan yan duvarların yıkılmasıyla, salonun içinde çok kalın bir dolgu toprağı birikmiştir. Giriş kapısından 2.5 m. doğuda ve salonun ortasında, tabana gömülmüş 50 cm. çapında bir sütun kaidesi saptanmıştır. Burada ilginç olan, kumtaşından yapıldığı sanılan kaidenin, mevcut taban seviyesinden 40-50 cm. daha aşağıya gömülmüş olmasıdır. Sütun kaidesi üzerindeki ağaç direk ise yanmıştır. Sütun kaidesi üzerine yerleştirilen ağaç direğin taban seviyesindeki çevre kısmı, daha küçük taşlar ile sıkıştırılmış ve ağaç direk sağlamlaştırılmıştır. Yukarı Anzaf Kalesi'ndeki sütunlu salonlarda, ilk kez böylesine ilginç bir uygulama görülmektedir.

Batıdaki ilk sütun kaidesinden 2.5 m. doğuda, eşit aralıklar ile üç sütun kaidesi daha ortaya çıkarılmıştır. Her üç sütun kaidesi de ortalama 50 cm. çapında ve tabandan 40 - 50 cm. aşağıdadır. Sütun kaideleri çevresinde, yanan ahşap direklerin külleri bulunmuştur.

Şimdilik 10 m. genişliğinde ve 14 m. uzunluğunda dikdörtgen bir plan gösteren 16 no'lu odanın doğu bölümü, eğimin çok dik olması yüzünden aşağılara doğru yıkılarak, tahrip olmuştur. Bu yüzden odanın kaç metre uzunluğunda olduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Öyle anlaşılmaktadır ki 16 no'lu odanın uzunluğu, hemen güneyinde bulunan Payali Salon gibi 24m. olmalıydı. Bu durumda toplam 240 m2 'lik bu büyük odanın çatısını, 7 sütun taşımış olmalıdır.

Tıpkı atölye olarak kullanılan Büyük Salon gibi, 16 no'lu odanın da büyük olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu büyük salonun hangi amaçla kullanılmış olduğunu, oda içinde herhangi bir arkeolojik malzemenin bulunmaması yüzünden şimdilik kesin olarak bilemiyoruz.

İlginçtir ki, bugünkü Yukarı ve Aşağı Anzaf (Dereüstü) köy konutlarının içindeki sütun kaideleri de, tıpkı 16 no'lu odadaki sütun kaideleri gibi mevcut taban seviyesinden 30 - 40 cm daha aşağıya gömülmüştür. Mevcut taban seviyesinden daha aşağıya gömülen ve taban hizasında küçük taşlar ile sıkıştırılan sütun kaidesi üzerindeki ağaç direk, çok daha fazla sağlam olmaktadır. Anzaf köy konutlarında yüzlerce yıldan beri uygulanan bu ilginç mimari geleneğin, Urartu mimarisinden esinlendiği anlaşılmaktadır.

17 No'lu Oda
17 no'lu oda, Büyük Kabul Salonu'nun kuzeydoğu köşe duvarına bitişik olarak yapılmıştır. Ortalama 1.05m. genişliğinde ve 2 m. derinliğindeki kapı girişi, odanın güney duvarı üzerinde bulunmaktadır. Kapı girişinin her iki tarafında, yani doğu ve batı yüzü üzerinde, 20 cm. derinliğinde birer küçük niş yapılmıştır. Tek kanatlı olduğu anlaşılan kapı güneye, yani Büyük Kabul Salonu'na doğru açılmaktadır. Sarayda çıkan yangın sonucunda hem ahşap kapı direği, hem de kapı yanmış ve şiddetli yangm yüzünden kerpiç duvarlar tuğlalaşmıştır.

Ortalama 2.5 m. genişliğinde ve 8.20 m. uzunluğunda dikdörtgen bir plan gösteren 17 no'lu oda, Büyük Kabul Salonu'nun tersine, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Güneye açılan kapı girişinin tam karşısında, 1.05 m. genişliğinde bir başka kapı girişi daha bulunmaktadır. Kuzeyde bir başka odaya açıldığı anlaşılan kapı girişinin yıkılmaması için, içi taş ve toprak ile dolu olan tabaka şimdilik boşaltılmamıştır.

Tıpkı Büyük Kabul Salonu'nun tabanı gibi, 17 no'lu odanın tabanı da, sıkıştırılmış kilden yapılmıştır. Duvarların İm. yüksekliğindeki temelleri taştan ve bunun üzerine de 1.80-2 m. yüksekliğinde kerpiç duvarlar yapılmıştır. Taş ve kerpiç duvarların üzeri sıvanmış ve beyaz kireç ile özenli bir şekilde badana edilmiştir. İçeride çıkan şiddetli yangın sonucunda ahşap çatı direkleri ve saz tabakası yanmış ve tabanda kalın bir kül ve kömür tabakası birikmiştir. Yangın sırasında bu küçük odanın doğu duvarı daha çok yanmış ve kerpiç duvarlar tuğlalaşmıştır. Odanın batı duvarı, aynı zamanda 18 no'lu odanın da yan duvarını oluşturmaktadır. İçeride bulunan keramikten yapılmış kırık kandil parçalan, odanın kandiller ile aydınlatıldığını göstermektedir.

Bu küçük odanın hangi amaç ile kullanılmış olduğunu şimdilik kesin olarak bilemiyorsak da, Büyük Kabul Salonu ile birlikte planlanarak yapıldığı ve onunla birlikte kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır.

KÜÇÜK BULUNTULAR
17 no Tu oda içinde bulunan keramikten yapılmış küçük kandil ve parfüm kabı, oldukça ilginçtir. Küçük kandiller, odanın kandiller ile aydınlatıldığını göstermektedir. 14 cm. uzunluğundaki parfüm kabı, biçim olarak kulpsuz çok küçük bir anforaya benzemektedir. Benzerine şimdiye kadar rastlanılmayan bu ilginç ve güzel parfüm kabının, ithal edilip edilmediğini bilemiyoruz.

Bronzdan dökme tekniği ile yapılan yüksük, günümüzdeki yüksüklerin benzerini ve ilk örneğini oluşturmaktadır. Yüksüğün dış kısmı, iğnenin kaymaması için, yan yana ve alt alta çukur noktalar ile doldurulmuştur. Küçük parmağa girebilecek büyüklüktedir.

15 no'lu Büyük Kabul Salon'un tabanı üzerinde bulunan demir ve bronzdan yapılmış çeşiti eşya ve silahlar, yangın ve özellikle nemden oldukça fazla etkilendiği için, daha çok tahrip olmuşlardır. Demirden yapılan eşya ve silahların bronza kıyasla daha fazla oksitlendiği görülmüştür. Örneğin demirden dövme tekniği ile yapılan ok ve kargı uçları, oksitlenmiş ve parçalara ayrılmıştır. Bazı demir kargı uçları ise, çapma sonucunda eğilerek, bükülmüştür. 24 cm. uzunluğundaki kargının kovanmdaki ahşap sap, içeride demir ile kaynaşmış durumdadır.

Demirden dövme tekniğinden yapılan boru, 15 no'lu Büyük Salon'un kuzeybatı kapı girişi yakınında bulunmuştur. Ortalama 10 cm. yüksekliğinde, 1 cm. kalınlığında ve 11 cm. çapındaki boru, demir bir levhanın dövülüp bükülmesi ile silindirik bir biçime getirilmiştir. İç kısmında birleşme yerine ayrıca demir levha perçinlenerek, sağlamlaştırılmıştır. Nemden etkilenen silindirik biçimli demir boru, aşırı derecede okside olmuştur. Konservasyon çalışmalarında sonra 1200 gr. ağırlığında olan demir borunun, ilk yapıldığı sıradaki ağırlığının 1300-1350 gr. arasında olduğu sanılmaktadır. Demir borunun kapı halkaları ile ilgili olup olmadığını ise şimdilik bilemiyoruz.

17 no'lu oda içinde bulunan bronz halka, yılan başlı Urartu bileziklerine benzemesine karşın, daha büyüktür. Bronz bileziklerden ayrılan ikinci önemli nokta, halkanın bir ucu yılan başı biçiminde  sonuçlanırken,  öteki ucu açıktır ve buraya geçirilerek kapatılmaktadır. ğpatılan icısmın aşındığı görülmektedir. Ortalama 0.5 cm. kalınlığındaki bronz halka, 11 cm. 'apmdadır. Halka bu büyüklüğü ile sanki bir yere takılmaktadır.

17 no'lu oda içinde bulunan bronz kapı halkası, bir başka ilginç metal eseri oluşturmaktadır. Bronzdan döküm tekniği ile yapılan kapı halkası, ahşap kapının ve kirişin yanması sonucunda aşırı bir şekilde tahrip olmuş ve ortadan çatlayarak, ikiye bükülmüştür. Ne yazık ki bronz halkanın diğer parçaları yangın sırasında tahrip olmuştur. Ortalama 33.5 cm uzunluğunda olan kapı halkasının konservasyon çalışmalarından sonraki ağırlığı, 1700 gr'dır. Ancak bronz halkanın İlk döküldüğü sıradaki ağırlığının daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bronz kapı halkası, daha önceki yıllarda sarayın diğer odalarında bulmuş olduğumuz bronz kapı halkalarının benzerini oluşturmaktadır, ancak onların üzerinde tek satırlık çivi yazısı olmasına karşın, bunun üzerinde çivi yazısı bulunmamaktadır.

15 no'lu oda içinde bulunan birçok bronz levhanın, mobilya kaplaması olduğu anlaşılmaktadır. Çıkan yangın sırasında ahşap mobilyalar yanmış ve bronz mobilya kaplamaları tahrip olmuştur. Daha sonra nemden etkilenen bronz levhaların çok büyük bir kısmı oksitlenerek küçük parçalara ayrılmıştır. Laboratuarda onarılarak kurtarılan bronz mobilya kaplamaları, daha önce ortaya çıkarılan Urartu mobilya kaplamalarının benzerini oluşturmaktadır.

2007 yılında Yukarı Anzaf Kalesi kazı çalışmalarının en ilginç ve özgün buluntusunu, 15 no'lu Büyük Kabul Salonu'nun tabanında bulunan bronz ağırlık oluşturmaktadır. Bronz ağırlık, salonun en güney ucundaki birinci ve ikinci in-situ sütun kaideleri ile üçüncü sütun kaidesi arasında ve taban üzerinde yan yatmış olarak bulunmuştur. Bronz ağırlığının altında ve çevresindeki yanmış ahşap izlerine bakacak olursak, bunun bir ahşap kaide veya sehpa üzerinde durduğu anlaşılmaktadır. Taban üzerinde nemden etkilenen bronz ağırlık, aşırı bir şekilde okside olmuştur. Hatta oksitlenme yüzünden ağırlığın alt kısmında ve döküm boşluğunun çevresinde küçük çukurlar olmuştur.

Masif döküm tekniğinde üretilen bronz eser, toplam 35 kg. ağırlındadır. Ağırlık ortamla olarak 28,5 cm. uzunluğunda, 21,5 cm. genişliğinde ve kulpu ile birlikte 23 cm. yüksekliğindedir. Oldukça ilginç bir biçime sahip olan ağırlığın, bronzdan kum ya da balmumu kalıba dökülerek üretildiği anlaşılmaktadır. Bronz dökümün çok başarılı olduğu ve eser üzerinde herhangi bir çatlak ve pürüzün olmadığı görülmektedir. Döküm işlemi, ağırlığın alt kısmında bulunan kabaca daire biçimli bir boşluktan yapılmıştır ve içeride fazla boşluk bulunmamaktadır.

Kabaca üçgen bir biçim gösteren bronz ağırlığın alt kısmı düzdür. Ağırlık bu biçimiyle, kabaca da olsa hayvan başına veya tıpkı bir ütü modeline benzemektedir. Ön kısmı sivri, altı düz, üstü ve arka kısmı bombeli olan bronz ağırlığın üst kısmında bulunan küçük ve kalın kulp, ağırlığın organik bir parçasını oluşturmaktadır. Ancak bu kısa kulp, ağırlığı kaldırmak ve taşımak için yeterli değildir. Bu yüzden ağırlığın her iki yanma ve bombeli olan sırt kısmına açılan birer kare biçimli delik içine yerleştirilen demir çubuklar, ağırlığın kaldırılması ve taşınması işleminde kullanılmıştır. Ancak ağırlığa takılan demir çubuklar oksitlendiği için tahrip olmuştur.

Bronz ağırlığın yan tarafına kazıma-vurgu tekniği ile bir hayvan başı, uzun bir kule motifi ve beş adet rozet motifi işlenmiştir. Hayvan başı kesin olmamakla birlikte at başına benzemektedir. Hayvan başının altında, hayvan başı büyüklüğünde bir daire çizilmiştir. Uzun kule motifinin içine, yapının birden çok katlı olduğunu göstermek için, alt alta iki pencere yapılmıştır. Kule motifinin üzerine üç, bunun yan tarafına da iki adet rozet motifi işlenmiştir. Rozet motifleri ise gül biçimindedir. Çok büyük bir olasılıkla bu ilginç işaretlerin resim yazısı olması gerekmektedir.
Asıl ilginç çivi yazısı, kısa kulpun üzerinde bulunmaktadır. Oldukça özenli ve belirgin bir biçimde yazılan çivi yazısı, toplam dokuz heceden oluşmaktadır. Yazıt üzerinde kazımızın dil bilim uzmanı Prof. Dr. Ali Dinçol ve Belkıs Dinçol çalışmaktadır. Yazıtın çözümlenmesi ile bu ağırlığın ne olduğu, nereden getirilerek saraya armağan edildiği ve hangi amaçla kullanılmış olduğu anlaşılacaktır. Bunlardan da önemlisi bugüne değin Urartu Krallığı'nın yayılım alanında benzerine rastlanılmayan bu ilginç bronz ağırlığın, Urartu metal sanatına, tarih coğrafyasına, dilbilimine ve ağırlık ölçüsüne çok büyük bir yenilik getireceği kuşkusuzdur.

LABORATUAR ÇALIŞMALARI
Yukarı Anzaf Kalesi'nde sürdürülen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan cam, kemik, keramik, taş ve metalden yapılmış çeşitli eşya ve silahların tümü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne bağlı "Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi "nin modern aletler ile donanımlı laboratuarında değerlendirilmiştir. Laboratuarda Konservatör Vedat Evren Belli (M.A.) başkanlığında yürütülen çalışmalar sonucunda keramik eserler tümlenmiş, demir ve bronzdan yapılmış çeşitli eşya, alet ve silahlarda korozyonundan arındırılarak sağlamlaştırılmış ve yeniden korozyona uğramaması için, üzerlerine koruyucu madde sürüldükten sonra, Van Müzesi'ne teslim edilmiştir.

Eğer laboratuarda bu önemli çalışmalar yapılmazsa, 2800-2700 yıldan beri tuzlu ve nemli toprak altında olan metal eşya ve silahlar ortaya çıkarıldıktan çok kısa bir süre sonra, bir daha kurtarılamayacak şekilde tahrip olup gidecektir.

***

2006 YILI YUKARI ANZAF URARTU KALESİ KAZISI

GİRİŞ
Aşağı ve Yukarı Anzaf Urartu Kaleleri, bugünkü modern Van kentinin 11 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Aşağı Anzaf Kalesi Urartu Kralı İşpuini (M. Ö. 830- 810), Yukarı Anzaf Kalesi de bu kralın oğlu Menua (M. Ö. 810- 786) tarafından kurulmuştur. 62 X 98 m. büyüklüğünde dikdörtgen bir plan gösteren Aşağı Kale, 6.000 m2'lik bir alan üzerine kurulmuştur. Deniz seviyesinden 1900 m. yüksekliğindeki kale, fazla yüksek ve engebeli olmayan kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kuzeyde Transkafkasya'dan, doğuda ise Kuzeybatı İran içlerinden gelen önemli askeri ve ticaret yollarının Urartu başkenti TuşpcCya (Van Kalesi'ne) ulaşmadan önce bir düğüm noktasında yer alan Aşağı Anzaf Kalesi, tümüyle askeri amaçla kurulmuştur. Örneğin kalede bulunan 6 inşaat yazıtında da, Kral İşpuini çok güçlü bir kale yaptırdığından söz etmektedir. Gerçekten de çok iri taşlardan kurtinsiz ve bastiyonsuz olarak yapılan kalenin anıtsal sur duvarlarının benzerine, Urartu Krallığının yayılım alanında şimdilik rastlanılmamaktadır.

800 m. güneyde yer alan Yukarı Anzaf Kalesi ise, Aşağı Anzaf tan tam 10 kat daha büyüktür. Deniz seviyesinden 1995 m. yüksekliğinde kayalık bir tepe üzerine kurulan kale, şu anda Türkiye'nin ikinci yüksek rakımlı kazı alanını oluşturmaktadır. 60.000 m2.'lik bir alana yayılan kale, kendisine bir sur ile birleşik olarak yapılan güneyindeki Aşağı Kent ile birlikte 200.000 m 'lik bir alanı kaplamaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi'ni çevreleyen taş duvarların temelleri, Aşağı Anzaf tan farklı olarak kurtin ve bastiyon tekniğinde inşa edilmiştir. Bastiyon uzaklıkları eşit değildir ve bu yüzden Urartu kale mimarisindeki bastiyonların ilk örneğini oluşturmaktadır. Kalenin 850 m. doğusunda bulunan Yukarı Anzaf Barajı, kuzeyinde bulunan geniş ve bereketli topraklarda yapılan tarımın su gereksinmesini karşılamaktadır. Geniş ve bereketli topraklardan elde edilen tarım ürünlerinin depolandığı Yukarı Anzaf Kalesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük yönetim ve ekonomik üretim merkezlerinden birini oluşturmaktadır.

Yukarı Anzaf Kalesi'ni diğer Urartu kalelerinden ayıran en önemli ayırtkan özelliğinin başında, kurulduğu tarihten yıkılışına değin sürekli bir yerleşime sahne olması ve sürekli olarak genişlemesi gelmektedir. Ortaya çıkarılan çivi yazılı inşa yazıtları ile tunç eşya ve silahlar üzerindeki yazıtlar, Urartu krallarının yaptırdıkları yeni mimari yapılardan ve kurdukları silah depolarından söz etmektedir. Bu yüzden Yukarı Anzaf Kalesi 9. yüzyılın son on yılından, 7. yüzyılın sonlarına kadar Urartu kale mimarisinin gelişimini canlı bir şekilde yansıtmaktadır.

ÇALIŞMA ALANLARI
Daha önceki yıllarda başlanılmasına karşın açılamayan çok sayıdaki depo odasını ortaya çıkarmak amacıyla, 2005 yılı kazı çalışmalarına Yukarı Anzaf Kalesi'nde ağırlık verilmiştir.

Önceki yıllardaki kazı çalışmaları sonucunda, kalenin en yüksek kesiminde bulunan Tanrı Haldi'ye ait tapınak avlusunun en kuzeybatı uç kesiminde ortaya çıkarılan pithoslu ve pithossuz depo odaları, çok geniş bir alana yayılan tapınak avlusunun kuzeyinin tümüyle depo odaları ile kaplı olduğunu göstermiştir. Taş temel üzerine yüksek kerpiç duvarları ile yan yana bitişik olarak yapılan depo odalarının, birbirleriyle birer kapı aracılığıyla bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarı Anzaf Kalesi'nde 2005 yılında başlatılan kazının temel amacı, geçmiş yıllarda pithoslu depo odalarında başlanılmasına karşın, zaman ve maddi olanaksızlıkların yanı sıra, kerpiç duvarların tahrip edilmeden ortaya çıkarılması amacıyla özenli bir şekilde yürütülen ve bitirilemeyen kazı çalışmalarının devam ettirilmesidir. Çalışmaların ağır ilerlemesinde, odalar topluluğunun mevcut toprak seviyesinden 3.5- 4 m. derinlikte olmasının da çok büyük etkisi olmuştur. Böylece mimari yapıların planları ortaya çıkarılacak, birbirleriyle olan ilişkileri araştırılacak ve bunlardan da önemlisi odaların nitelikleri ve hangi amaçla kullanıldıkları konusunda bilgi sahibi olunacaktır. Çünkü 60.000 m 'lik bir alana yayılan Yukarı Anzaf Kalesi'nde, ulusal Tanrı Haldi'ye ait tapınak avlusunda depo odalarının bulunamaması çok büyük bir eksiklikti. Depo odalarının bulunduğu kesimin deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 1975 m.'dir. Odaların hemen kuzey ve kuzeydoğu kısmı ise dik ve eğimli bir şekilde aşağıdaki kuzey surlarına doğru inmekte ve 1920 m. koduna düşmektedir. Herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için, odalar batıdan doğuya doğru numaralandırılmıştır.

14 NO'LU PAYELİ SALON
Ana koridordaki kapı girişinin 6 m. güneyinde doğu yönüne açılan üçüncü odanın kapı girişi yer almaktadır. Bu mekanı geçici olarak 14 no'lu oda olarak adlandırdık . Kapı girişinin üst kısmına yine yassı kumtaşı levhalar konulmuş, bunun üstüne de büyük bir ahşap kalas lento taşı gibi yerleştirilmiştir. Ahşap kalasın lento gibi yerleştirilmesi, kerpiç duvara büyük bir sağlamlılık kazandırmıştır. 1.35 m. genişliğinde ve 1.90 m. derinliğinde olan kapı girişinin kuzey duvarı önüne 50 cm. genişliğinde bir kerpiç duvar daha yapılmıştır. Bu haliyle içeriye açılan ahşap kapının çift kanatlı olduğu anlaşılmaktadır. Çıkan şiddetli yangın yüzünden kapı kirişleri ile birlikte kapı kanadı ve ahşap tavan örtüsü şiddetli bir şekilde yanmış ve bunun sonucunda kerpiç duvarlar tuğlalaşmıştır. Yangının şiddetinden içerideki topraklar bile kırmızı bir hale gelmiştir. Kapı duvarının güneyi doğuya doğru 30 cm.'lik bir girinti yaptıktan sonra, düz bir şekilde devam etmektedir. Doğu- batı doğrultusunda uzanan oda dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu büyük odanın doğu duvarı, arazinin dik ve çok eğimli olması yüzünden yıkılmıştır. İçeride çatıyı taşıyan birkaç paye yüzünden, bu büyük odayı "Payeli Salon" olarak adlandırmayı uygun bulduk.

Payeli Salon'un güney ve batı duvarları oldukça yüksek, kuzey ve doğu duvarları ise yıkıldığı için alçaktır. Özellikle salonun en çok tahrip olan kısmını, kuzey duvarı oluşturmaktadır. Kuzey yönüne doğru eğimin çok dik olması, salonun duvarının yıkılmasında en önemli etmeni oluşturmuştur. Bu salonun duvarlarının da, diğer odaların duvarları gibi temellerinin 1- 1.5 m. yüksekliğindeki kısmı taştan, bunun üzerinin de kerpiçten yapıldığı görülmüştür. Ortalama 3- 3.5 m. yüksekliğindeki kerpiç duvarların üstü beyaz kireç ile badana edilmiştir. Kandillerin ve çeşitli küçük eşyaların konulduğu küçük nişler, güney ve batı duvarları üzerinde görülmemektedir. Doğu ve kuzey duvarlarının da yıkılması yüzünden, bu kesimde nişlerin var olup olmadığını bilemiyoruz. Bu yüzden salonun nasıl aydınlatıldığını şimdilik bilemiyoruz. Ancak aşağıda da belirteceğimiz gibi keramikten yapılmış kandillerin bulunması, salonun kandiller ile aydınlatıldığını göstermektedir. Salonun tabanının sıkıştırılmış kilden yapıldığı gözlemlenmiştir.

Salonun en önemli mimari öğesini, çatıyı orta kısımlarda taşıyan büyük payeler oluşturmaktadır. İlk paye, batı duvarının 3.75 m. doğusunda ve kuzey duvarının 2.25 m. güneyinde yer almaktadır. Payeler salonun tam ortasında değil, kuzey duvarına daha yakındır; payelerin kuzey duvarına doğru daha yakın yapılmasında, salonun kapı girişini engellememesi kaygısının yattığı anlaşılmaktadır. Ortalama 2.20 x 2.70 m. büyüklüğünde olan ilk paye, doğu- batı doğrultusunda dikdörtgen bir biçim göstermektedir. Temel kısmı taştan, bunun üstü de kerpiçten yapılan payenin kerpiç duvarları aşırı bir şekilde tahrip olmuştur.

İlk payenin 2.40 m. doğusunda, ikinci paye yer almaktadır. Bunun da temel kısmı taştan, üst kısmı ise kerpiçten yapılmıştır. Taş temelin üzerindeki kerpiç duvarın mevcut yüksekliği 1.50 x 1.70 m. arasında değişmektedir. Ancak payeler üzerinde çatıyı taşıyan kerpiç duvarların yüksekliğinin, 3.5 m.'nin üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Doğu- batı doğrultusunda uzanan ve ortalama 2.10 x 2.70 m. büyüklüğünde olan bu paye de, dikdörtgen bir biçim göstermektedir.

İkinci payenin 3.30 m. doğusunda ise, üçüncü paye bulunmaktadır. Taş duvarın üzerindeki kerpiç duvarın yüksekliği ortalama 1- 1.5 m. arasında değişmektedir. Doğu yönüne doğru arazinin eğimli olması yüzünden, kerpiç duvarların üst kısmının daha çok tahrip olduğu görülmektedir. Diğer payeler gibi ortalama 2.10 x 2.70 m. büyüklüğünde olan paye, doğu- batı doğrultusunda dikdörtgen bir biçim göstermektedir. Ancak bu payenin doğusuna bitişik olarak kerpiçten bir duvar daha yapılarak, paye gibi kullanılması sağlanmıştır. Üçüncü payenin hemen doğusunda bitişik olarak yapılan bu paye de 5.15 m. uzunluğundadır. Böylece doğu duvarına kadar uzanan üçüncü payenin toplam uzunluğu 7.80 m.'ye ulaşmıştır. Bu payeden sonra salonun doğu duvarı arasında 1.5 m.Tik bir boşluk kalmaktadır. Bu kesime ek paye yapılmasının nedeni, daha önce de belirttiğimiz gibi salonun doğusunun oldukça dik ve eğimli olmasından dolayı, binanın yıkılmaya karşı güçlüğünü artırmak amacına yöneliktir.

Payeli Salon ortalama 8 m. genişliğinde ve 24 m. uzunluğundadır. Toplam 192 m2.Tik biı alana yayılan Payeli Salon, batıda atölye olarak kullanılan Büyük Salon'dan sonra şimdilik ikinci büyük odayı oluşturmaktadır. Ancak kazı çalışmalarının ilerlemesiyle, depo odalarının yer aldığı bu kesimde benzer biçimli büyük salonların bulunduğuna inanmaktayız.

Batı giriş kapısından ortalama 12 m. doğuda, yani ikinci paye doğrultusundan itibaren doğu yönüne doğru 20 cm.'lik bir yükselti yapılmıştır. Seki biçimli bir yükselti toprağının batı yönüne doğru akıp gitmesini önlemek için, sekinin önüne yan yana kalın ve düzgün büyük sal taşlar konulmuştur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi payeler salonun tam ortasında değil, kuzey duvarına daha yakındır. Örneğin payelerin kuzey duvarına olan uzaklığı ortalama 2.20 m. iken, güney duvarına olan uzaklığı 3.5 m.'dir. Bu bölümün seki olarak kullanılmasının nedeni, doğu yönüne doğru, taban kısmına arka arkaya pithosların dizilmiş olmasıdır. Jeoelektrik yöntemi ile yapılan araştırma sonuçlarına göre payelerin kuzey bölümünde yan yana ikişer sıra, güney bölümünde ise üçer sıra pithos olduğu görülmüştür.

Jeoelektrik bilgileri doğrultusunda kuzey bölümde sürdürdüğümüz kazı çalışmaları sırasında, batıdan doğuya doğru yan yana, tabana yarıya kadar gömülmüş pithos dizileri çıkmaya başlamıştır. Toplam olarak şimdilik ortaya çıkardığımız 5 pithosun da hemen hepsinin, çatı ve duvarların yıkılması yüzünden ağız, boyun ve hatta gövde kısımlarının kırıldığı görülmüştür. Ağız çapları ortalama 40 cm. olan pithosların gövde çapları da, 80 - 100 cm. arasında değişmektedir. Bu duruma göre pithoslar, daha önceki yıllarda kuzeybatıda ortaya çıkarılan 1 ve 2 no'lu odalardaki pithoslardan daha küçüktür. Pithosların üzerinde kaç ölçek sıvı yiyecek ve içeceğin olduğunu bildiren çivi yazısı bulunmazken, üç tanesinin üzerinde ölçek işaretleri bulunmaktadır. Diğer pithosun gövdesi kırık olduğu için, ölçek işaretleri görülmemektedir.

Kazıma tekniği ile yapılan ölçek işaretleri, kuzeybatıda yer alan 1 ve 2 no'lu odalarda bulunan pithoslu üzerindeki işaretlerden çok farklıdır. Yalnızca en batıda 1 no'lu olarak adlandırdığımız pithosun karın kısmı üzerinde bulunan yan yana kabartma halinde dikey olarak yapılmış üç kalın bant, kuzeybatıda 1 no'lu odadaki pithos üzerinde yer alan kalın bantlara benzemektedir. 1 no'lu pithosun salonda parmak gibi dikey olarak yapılmış bantlar beş tane iken, buradaki kalın bantlar üç tanedir. Genellikle 2.5- 3 cm. uzunluğunda ve 1- 1.5 cm. genişliğinde olan dikdörtgen biçimli kutucukların içine dikey olarak 4, ya da 6 çizgi çizilmiş, bu kutucukların soluna, ya da sağına bir daire yapılmış ve alt kısmına da bir kap resmi çizilmiştir. Çok büyük bir olasılıkla bu işaretler her pithosun kaç ölçek yiyecek ve içecek aldığını açık bir şekilde göstermektedir.

Payelerin güney bölümünde de, batıdan doğu yönüne doğru yan yana tabana yarıya kadar gömülmüş pithos dizileri ortaya çıkarılmıştır. Payelerin kuzeyindeki pithos dizilerinden farklı olarak, bu kesimdeki pithoslar genellikle üç sıra halindedir. Buradaki pithoslar kuzeydeki pithoslara kıyasla daha büyüktür; ağız çapları ortalama 40-50 cm olan pithosların gövde çapları da, 80 - 100 cm. arasında değişmektedir. Toplam olarak 30 adet olan pithosların aralarına, veya kenarlarına, irili-ufaklı kaplar ile büyük çanaklar konulmuştur. Bu kapların pithosların içindeki yiyecek ve içeceklerin alınması sırasında kullanıldığı sanılmaktadır.

Pithosların çok büyük bir kısmının, duvar ve çatının yıkılması yüzünden ağız, boyun ve gövde kısımlarının kırıldığı görülmektedir. Kuzeydeki pithoslar gibi, bu kesimdeki pithosların üzerinde de, içlerinde kaç ölçek yiyecek ve içecek bulunduğunu gösteren ölçek işaretleri bulunmaktadır. Yalnızca 22 pithos üzerinde ölçek işaretleri görülmektedir, diğer pithosların ağız ve boyun kısımları kırıldığı için, işaretler görülmemektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki, 30 pithosun üzerinde de ölçek işaretleri bulunmaktaydı.

Buradaki pithoslardan yalnızca 1 tanesinin üzerinde hem ölçek işareti, hem de çivi yazısı bulunmaktadır. Pithosun boyun kısmında bulunan yazıda; 'bir akarki iki terusi' okunmaktadır. Yani pithosun bir akarki, iki terusi ölçeği aldığı yazılıdır. Bu duruma göre buradaki pithoslar genel olarak 400 - 500 litre arasında değişen yiyecek ve içecek maddesi almaktadır. Oysa daha önceki yıllarda 1 ve 2 no'lu depo odalarında ortaya çıkardığımız pithoslar üzerinde bulunan 5, veya 6, terusi çivi yazılarının da gösterdiği gibi, her biri 800 -1000 litre arasında değişen yiyecek ve içecek maddeleri almaktaydı.

Kazıma - çizgi tekniği ile yapılan ölçek işaretlerinin, çok büyük bir özenle yapıldığı görülmektedir. Çoğunlukla 2-3.5 cm uzunluğunda ve 1 - 2 cm genişliğinde olan dikdörtgen biçimli   kutucukların   yanma,   veya   altına  bir   daire   ve   kap   çizilmiştir.   Kutucukların büyüklüğüne göre, içleri dikey olarak 4 ile 6 arasında değişen çizgi taranmıştır. Ayrıca 5 halkanın bir küme oluşturmasıyla yapılan işaretler, bir başka yaygın işaret gurubunu oluşturmaktadır. Bu ilginç işaretler, çok büyük bir olasılıkla her pithosun kaç ölçek yiyecek ve içecek aldığını göstermektedir.

Buradaki ölçek işaretleri, Kayalıdere, Bastam ( Rusa-i URU TUR ) ve Ayanis (Rusahinilİ) kalelerinin depo odalarında ortaya çıkarılan pithoslar üzerindeki ölçeklerden farklılık göstermektedir. Urartu resim yazısına büyük katkılar sağlayan bu ilginç işaretlerin, M.Ö. 7. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır.

14 no'lu depo odasında bulunan pithoslann güneş ışınının yanı sıra, yağmur ve özellikle kışın yağan kardan zarar görmemesi için, üzerleri tekrar kaim bir toprak tabakası ile kapatılmıştır. Daha önceki yıllarda ortaya çıkardığımız 1 ve 2 no'lu depo odalarındaki pithoslar da yine benzer yöntemle korunmuş ve hem pithoslann, hem de üzerlerindeki çivi yazısı ve ölçek işaretlerinin tahrip olması önlenmiştir.

15 NO'LU ODA
Kuzeyden güney yönüne doğru Haldi Tapınağı avlusuna kadar ilerleyen 10 no'lu ana koridor, 2.5 m. genişliğinde ve ortalama 46 m. uzunluğundadır. 46. metrede ana koridorun güney yüzünün yüksek bir kerpiç duvar ile kapatıldığı görülmektedir. Bundan sonra ana koridor 90°'lik bir açı ile doğu yönüne doğru devam etmektedir. 13 no'lu koridor olarak adlandırdığımız bu koridorun genişliği 2 m., uzunluğu da 38 m.'dir. Bu koridorun doğu yönüne doğru devam eden yan duvarlarının eğimin çok dik olması yüzünden daha çok tahrip olduğu görülmüştür. Taş temel üzerine kerpiç bloklar ile inşa edilen koridorun güney ve kuzey duvarının bazı kısımları, çıkan şiddetli yangın yüzünden yer yer tuğlalaşmıştır. Koridoru güney duvarı üzerinde herhangi bir kapı boşluğu görülmezken, kuzey duvarı üzerinde belirli aralıklar ile üç kapı girişi bulunmaktadır. Kapı girişleri ortalama 1.50 m. genişliğinde ve 1.80- 1.90 m. yüksekliğindedir. Kapı ve duvarların yıkılmaması için, taş ve toprak ile dolu olan kapının içleri boşaltılmamıştır.

Bunun yanı sıra ana koridorun batı yönüne doğru devam ettiği de görülmüştür. Batı yönüne doğru devam eden koridor, ortalama 4.30 m. genişliğinde ve 3.5 m. derinliğinde küçük bir ara bölme yaptıktan sonra, bir başka odanın kapı girişi ile karşılaşılmaktadır. Yani burası batı yönüne doğru devam eden odanın doğ yönündeki bir ön avlusunu oluşturmaktadır. Güney duvarına eklenen kapı girişi duvarı, 1.90 m. derinliğinde ve 2.80 m. uzunluğundadır. Güney duvarına yapılan kapı girişi, 1.5 m. genişliğinde ve 1.80 m. derinliğindedir. Yani kapı girişi duvarın tam ortasında değil, 12 no'lu odanın güney duvarına bitişik olarak yapılmıştır. 1.80 m. derinliğindeki kapı girişinin tabanına 50 cm. genişliğinde bir eşik taşı konulmuştur. Tek parça bir taştan çok özenli bir şekilde düzeltilen eşik taşı, kuzeyde ve güneyde kapı girişi duvarlarının altına girmektedir. Eşik taşının üzeri, sanki zımparalanmış gibi düz ve parlaktır. Kapı girişinin üst kısmına, diğer odaların kapı girişlerinde olduğu gibi, yassı kumtaşı levhalar konulmuş ve bunun üzerine de büyük bir ahşap kalas lento taşı gibi yerleştirilmiştir. Ancak ahşap kalas çürümüş ve kapı boşluğunun içi çok kalın bir taş ve toprak tabakası ile en küçük bir boşluk kalmamacasına dolmuştur.

Kapı girişinin batı yönündeki kuzey ve güney köşelerine ortalama 25 cm. derinliğinde küçük nişler yapılarak, asıl kapı girişi oluşturulmuştur. Tek kanatlı olduğu anlaşılan kapının batıya, yani içeriye doğru açıldığı anlaşılmaktadır. M.Ö. 7. yüzyılın sonunda kaleye yapılan İskit saldırısı sırasında, odalarda çıkan yangın yüzünden kapı kanadı ve çatıyı taşıyan ahşap hatılların yanması sonucunda, tabanda kalın bir kül ve kömür tabakası birikmiştir. Bu yangın sırasında, kerpiç duvarların büyük bir kısmı da yanarak tuğlalaşmıştır.

Kapı girişinden sonra batı yönüne doğru devam eden odayı, 15 no'lu oda olarak adlandırdık. 15 no'lu oda, hemen güneyde yer alan Haldi Tapmağı avlusuna şimdilik en yakın odayı oluşturmaktadır; aradaki uzaklık yalnızca 20 m.'dir. Bu odanın temelleri de çok düzgün taşlardan oldukça sağlam bir şekilde örülmüştür. Ortalama 1.5 m. yüksekliğindeki taş temellerinin üzerine oldukça yüksek kerpiç duvarlar yapılmıştır. Ancak bu odanın duvarları, bu alandaki odalar topluluğunun en yükseğini oluşturmaktadır. Ortalama 3- 3.5 m. yüksekliğindeki kerpiç duvarların üzerinde, Ortaçağ yerleşmecilerine ait tandır ve çöp çukurları bulunmaktadır. Bu durumda Ortaçağ yerleşmecilerinin kalıntıları ile duvar yüksekliği 4 m.'yi geçmektedir.

15 no'lu odanın sınırları tam bulunamadığı için, kaç metre büyüklüğünde olduğunu şimdilik bilemiyoruz. Ancak 2006 yılı kazı çalışmalarında bu odanın kesin sınırları öğrenileceği gibi, hangi odalar ile bağlantılı olduğu ve bunlardan da önemlisi hangi amaçla kullanılmış olduğu kesin olarak öğrenilecektir.

15 no'lu odanın kapı girişinden itibaren kuzey yönüne doğru devam eden doğu duvarı. 10. metreden sonra bu odayı sınırlayan kerpiç bir duvar ile kapatılmıştır. Yani odanın kuzey yönünün sınırlayan kuzeydoğu duvarı, 10 m. uzunluğundadır. Ayrıca bu odanın kuzeydoğu duvarı, aynı zamanda 12 no'lu odanın da batı duvarını oluşturmaktadır. Kuzeydoğu duvarı, batı yönüne doğru 2.5 m. devam ettikten sonra, tekrar kuzey yönüne doğru dönüş yapmaktadır. Bunun bir niş mi, yoksa kapı girişi mi olup olmadığını şimdilik bilemiyoruz, çünkü yıkılan kerpiç duvarların kalın dolgu tabakası hemen her şeyi kapatmıştır. 2007 yılında sürdüreceğimiz kazı çalışmaları sonucunda, 15 no'lu odanın kuzey duvarının ne şekilde sonuçlandığını ve hangi odalar ile bağlantılı olabileceği kesin olarak anlaşılacaktır.

15 no'lu odanın kapı girişinden itibaren güney yönünde devam eden güneydoğu duvarı da, 7. metreden sonra doğu yönüne doğru iki çerçeveli bir niş yapmaktadır. Ortalama 20-24 cm. derinliğinde ve genişliğinde olan nişlerin orta cephesi, 105 cm. genişliğindedir. Oldukça özenli bir işçilik gösteren ve batı yönüne bakan nişin orta cephesi, çevresindeki nişler ile birlikte 151 cm. genişliğe ulaşmaktadır. Nişlerden sonra güney yönüne doğru devam eden duvar, yüksekliği 4 m.'ye ulaşan yıkık kerpiç duvar kalıntıları tarafından kapatılmıştır. Bu ilginç mimarinin ne şekilde sonuçlandığı, 2007 yılında yapacağımız kazı verileriyle anlaşılacaktır.

Diğer odlar gibi, bu odanın tabanının da sıkıştırılmış kilden yapıldığı gözlemlenmiştir. Kapı girişinden 3.5 m. kuzeyde ve kuzey doğu duvarının hemen önünde çok büyük bir küp bulunmaktadır. Küp (pithos), daha önceki yıllarda 1 ve 2 no'lu odalar ile 14 no'lu Payeli Salon'da ortaya çıkarılan küplerden çok daha büyüktür. Ancak tavanın ve duvarın yıkılması yüzünden, küpün ağız ve omuz kısmının kırılarak parçalandığı görülmektedir. Bu yüzden küpün boyun ve omuz kısmında çivi, veya resim yazısının olup olmadığını bilemiyoruz.

Kırık küpün 3.5 m. batısında ve taban üzerinde ise, üç büyük sütun kaidesi bulunmaktadır. Bunlardan yan yana olan iki tanesi in-situ, diğeri de duvarların yıkılması yüzünden güneyden kuzey yönüne doğru sürüklenmiştir. Hatta çivi yazılı sütun kaidesinin ters dönmesi, duvar yıkıntısının ne denli şiddetli olduğunu göstermektedir.

Bu sütun kaidelerinin güneyinde olan diğer iki sütun kaidesinden biri de, kapı girişinin ortalama 4 m. güneyinde ve güneydoğu davarından ortalama 3.5 m. batıda yer almaktadır. Sütun kaidelerinden biri in-situ, diğeri de duvarın ve çatının yıkılmasıyla, kuzeyde yan yana bulunan diğer iki sütun kaidesinin yanına sürüklenmiştir. Kum taşından büyük bir özenle yapılan daire biçimli sütun kaidelerinin çapları, ortalama 70-78 cm. arasında değişmektedir. Kaidelerin üzerinde bulunan ağaç sütunlar, tıpkı kapı ve çatıdaki ahşap direkler ile birlikte yanmıştır. Yan yana tabana gömülen iki sütun kaidesinin birinin yan tarafında çivi yazısı bulanmasına karşın, diğerinin çevresinde yoktur, yani şimdilik toplam dört sütun kaidesinden yalnızca iki tanesinin çevresinde çivi yazısı bulunmaktadır. Çıkan yangın sırasında, kumtaşından yapılan sütun kaidelerinin yanları çatlamış ve yer yer kırılmıştır. Toplam üç satırlık yazıtların bazı kısımları da kırılarak, tahrip olmuştur. Ancak çivi yazılı sütun kaideleri, Yukarı Anzaf Kalesi'nde ilk kez bulunduğu için, kalenin ve mimari yapıların tarihlemesine çok büyük bir katkı sağlamaktadır.

Her iki sütunun çevre genişliği üzerindeki üçer satırlık yazıtın, aynı içeriğe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yazıtlar, kazımızın dilbilimcisi olan Prof. Dr. Ali. M. Dinçel ve Bekıs Dinçel tarafından okunmuştur. Büyük bir özenle yazılan çivi yazısında şunlar okunmaktadır:
Işpuini oğlu Menua, bu kaleyi mükemmel bir şekilde inşa ettirdi.

Bu önemli yazıt, 20-25 m. güneyde yer alan ve ulusal Tanrı Haldi adına yaptırılan kare planlı tapınağının ön cephesindeki duvarın her iki köşesinde bulunan inşa yazıtının içeriği ile hemen hemen aynıdır. Bu yüzden sütunlu büyük salonun, tıpkı ulusal Tanrı Haldi'ye adanan kare planlı tapınak gibi, İşpuini oğlu Menua tarafından yaptırılmış olduğu kesikli kazanmaktadır.

Şimdilik 20 m. uzunluğunda olan 15 no'lu bu ilginç odanın kuzey, batı ve güney duvarları henüz bulunamamıştır. 2007 yılında sürdüreceğimiz kazı çalışmaları sonucunda hem bu önemli salonun sınırları saptanacak, hem de hangi odalar ile ilişki içinde olduğu ve hangi amaçla kullanılmış olduğu öğrenilmeye çalışılacaktır.

16 NO'LU ODA
10 no'lu ana koridordaki kapı girişinden 9 m. kuzeyde, doğu yönüne açılan ikinci kapı girişi yer almaktadır. 14 no'lu Payeli Salon'un hemen kuzeyinde bulunan bu mekanı da, şimdilik 16 no'lu oda olarak adlandırdık. Tıpkı 14 no'lu odanın kapı girişi gibi, bu odanın kapı girişi de 1.35 m. genişliğinde ve 1.90 m. deriniiğindedir. Diğer depo odalarının kapısı gibi, bu odanın kapısı da çift kanatlı olup, içeriye doğru açılmaktadır. Çıkan şiddetli yangın yüzünden kapı kirişleri ile birlikte kapı kanadı ve ahşap tavan örtüsü şiddetli bir şekilde yanmış ve bunun sonucunda da kerpiç duvarlar tuğlalaşmıştır.

Doğu batı doğrultusunda uzanan oda, dikdörtgen bir plan göstermektedir. Oldukça büyük olduğu anlaşılan bu odanın doğu duvarı, arazinin dik ve çok eğimli olması yüzünden yıkılmıştır. Odanın batı duvarı yüksek, kuzey ve güney duvarları da yıkıldığı için alçaktır. Özellikle salonun en çok tahrip olan kısmını, 14 no'lu odanın duvarı ile ortak olan güney duvarı oluşturmaktadır. Güney duvarı aynı zamanda 14 no'lu Payeli Salon'un kuzey duvarını meydana getirmektedir. Bu salonun duvarlarının da, diğer odaların duvarları gibi temellerinin 1-1.5 m. yüksekliğindeki kısmı taştan, bunun üzerinin de kerpiçten yapıldığı görülmüştür. Ortalama 3-3.5 m. yüksekliğindeki kerpiç duvarların üstü beyaz kireç ile badana edilmiştir. Kandillerin ve küçük eşyaların konulduğu küçük nişler, şimdilik batı, kuzey ve güney duvarları üzerinde görülmemektedir. Salonun tabanının da, diğer odaların tabanları gibi sıkıştırılmış kilden yapıldığı gözlemlenmiştir.

16 no'lu salon, şimdilik 10 m. genişliğindedir. Bu haliyle salon, güneyine bitişik olarak yapılan 14 no'lu Payeli Salon'dan daha geniştir. Batı yönüne doğru ise ancak 8 m. kadar kazılabilmiştir. Ancak çatının ve yan duvarların yıkılmasıyla, salonun içinde çok kalın bir dolgu toprağı birikmiştir. Grisi kapısından 2.5 m. doğuda ve salonun ortasında, tabana gömülmüş 50 cm. çapında bir sütun kaidesi saptanmıştır. Burada ilginç olan, kumtaşından yapıldığı sanılan kumtaşının, mevcut taban seviyesinden 40-50 cm. daha aşağıya gömülmüş olmasıdır. Sütun kaidesi üzerindeki ağaç direk ise yanmıştır. Sütun kaidesi üzerine yerleştirilen ağaç direğin taban seviyesindeki çevre kısmı, daha küçük taşlar ile sıkıştırılmış ve ağaç direk sağlamlaştırılmıştır. Yukarı Anzaf Kalesi'ndeki sütunlu salonlarda, ilk kez böylesine ilginç bir uygulama görülmektedir.

Çok büyük bir olasılıkla, salonun ortasında sütun kaideleri eşit aralıklar ile doğu yönüne doğru devam etmiş olmalıdır. Çünkü oldukça geniş olan salonun tavan sistemini kapatmak olanaksızdır. 2007 yılında 16 no'lu salonda sürdüreceğimiz arkeolojik çalışmaları sonucunda, hem bu odanın planı ortaya çıkarılacak, hem de hangi amaçla kullanılmış olduğu anlaşılmaya çalışılacaktır.

KÜÇÜK BULUNTULAR
14 ve 15 no'lu salonda bulunan çok sayıdaki demirok ucu, çıkan şiddetli yangından ve daha sonra da nemden dolayı aşırı bir şekilde korozyona uğrayarak, büyük ölçüde tahrip olmuştur. Ancak bunlardan büyük bir kısmı, Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi'nin modern ve çağdaş laboratuarında onarılarak kurtarılmış. Demirden dövme tekniği ile yapılan ok uçlarının hemen hepsi , söğüt yaprağı biçimlidir ve sap gövdeden çıkmaktadır. Ok uçlarından yalnızca bir tanesi, çift mahmuzlu olarak yapılmıştır.

Demirden dövme tekniği ile yapılan demir bız'ın her iki uç kısmı da, sivridir. Ortası bombeli olan biz, bu haliyle ters piramit biçimlidir.
2006 yılı Yukarı Anzaf Kalesi'nin en ilginç buluntusunu, 15 no'lu salonun tabanında ortaya çıkarılan bir çift bronz araba tekeri oluşturmaktadır. Her iki bronz tekeri de, büyük bir başarıyla bronzdan döktüm tekniği ile yapılmıştır. Normal büyüklükteki bir savaş arabası tekerinin minyatür örneğidir. Ortalama 24 cm. çapında olan her tekerin ağırlığı, 5.400 gramdır. Altı ispitlidir. Çok büyük bir olasılıkla bronz tekerler, minyatür bir savaş arabasına aittir ve arabanın diğer parçaları ahşaptan yapıldığı için yanmıştır.

Altı ispiti i olan araba tekeri bu haliyle, Kral Menua dönemine tarihlenen bronz levhalar üzerindeki   araba  tekeri   ile  Van   Müzesi'nde   bulunan   kumtaşı   blok   üzerindeki   savaş   arabası kabartmasının tekerine benzemektedir. 15 no’lu salondaki sütun kaideleri üzerinde bulunan çivi yazıtlarının da gösterdiği, bronz araba tekerleri Kral Menua (M.Ö. 810-786) dönemine aittir.

 Geri
Yazdır    
 
  Temel Eserler

  Duyurular
Prof. Dr. Ercümend KURAN'ın vefatı nedeni ile yayınlanan taziye mesajı.
Dr. Yücel DAĞLI'nın vefatı nedeni ile yayınlanan taziye mesajı.

Diğer duyurular
 
Ayrıntılı Arama
Adres: Kızılay Sokağı No: 1 06100 Sıhhiye - ANKARA Tel: +90 312 3102368, Faks: +90 312 3101698, E-Posta: bim@ttk.org.tr
Yasal Uyarı © 1995 - 2010 Türk Tarih Kurumu - Her hakkı saklıdır