ORTAKÖY-ŞAPİNUVA KAZISI 2007 YILI BİLİMSEL RAPORU
Başkanlığımda yapılmakta olan Ortaköy-Şapinuva 2007 yılı kazı çalışmaları 08.07.2007 tarihinde Bakanlık yetkili temsilcisi Kastamonu Müzesi elemanı Binnur Çelebi'nin katılımıyla başlamış, daha sonra adı geçenin rahatsızlığı nedeniyle Bakanlık yetkili temsilcisi değişerek Konya Müzesi elemanlarından Hasan Uğuz'un katılımıyla 02.10.2007 tarihine kadar devam etmiştir.
Ortaköy-Şapinuva'da 2007 kazı döneminde çalışmalarımız kazı, konservasyon, temizleme-düzenleme ve restorasyon çalışmaları olarak gerçekleştirilmiştir.
KAZI ÇALIŞMALARI
Daha önce Bakanlığa sunulan 2006-2008 üç yıllık çalışma projesine paralel olarak, 2007 kazı çalışmaları yürütülmüş bulunmaktadır. Çalışmaların bir bölümü Ağılönü bölgesinde birkaç yıldır yürütülmekte olan ve anıtsal bir mimari olarak karşımıza çıkan taş döşemin güney kenarında; taş döşemin ve taş döşeme bitişik bina 3-4'ün arasında kalan ve dinsel törenlerin yapıldığı anlaşılan avlu ile taş döşemin batı sınırlarının tespitini esas alan alanda yürütülmüştür.
Bilindiği gibi, Anadolu'nun en büyük anıtsal yapılarından biri olan bu taş döşem üzerinde ki çalışmalarımız üç yıldır devam etmektedir. Taş döşemin çok önemli bir kutsal alan olduğunu, yakınında bulunan dinsel yapılar ve dini törenlerin yapıldığı anlaşılan avlu göstermektedir. 2500 m 'lik bir büyüklüğe erişmiş olan, 12 kat halinde ve ortalama 15 cm. çapında 20 milyon civarında kırma taşın bir araya getirilmesiyle oluşan bu anıtsal mimarinin tam olarak ortaya çıkarılması, çevresiyle ilişkileri ve Hitit dünyasındaki yerini anlayabilmek için üç yıllık bir çalışma planlanmış olup 2007 sezonunda bu plan çerçevesinde bu alandaki çalışmamız sürdürülmüştür.
Taş döşemin batısında yapılan çalışmalarla döşemin bittiği alan ve buradaki istinat duvarı tespit edilmiş ve taş döşemin yayılmaması (deforme olmaması) için alınan mimari tedbirler incelenmiştir.
Diğer bir çalışma alam ise, taş döşemin boydan boya güneyinde yer alan bölgedir. Bilindiği gibi, bu alanm doğu kenarında bir tarafından taş döşeme dayalı halde bulunan Bina 3-4 yer almaktadır. Ancak bu alanın gerek batı yönünde gerekse ortasındaki bölümlerde hangi mimarilerin bulunduğunun anlaşılması için bu alanda da bir takım çalışmalar yürütülmüştür.
Bu yıl burada yürütülen çalışmalarda mümkün olduğu kadar detay üzerinde durulmuş, bu alanın uzunca bir süre kullanıldığı anlaşılmıştır. Şapinuva Hitit şehrinin son günlerinde ve hatta şehrin terk edilmesinden sonra dahi anıtsal yapılardan yoksun bir halde bu alanın kullanıldığını ve fakir bir kısım yapılar ile donatıldığını görmek mümkün olmuştur.
Anlaşıldığı kadarıyla alanın kullanım amacı yer altı ve gökyüzü tanrılarına yakarış amacıyla kullanılan ritüel törenlerdir. Hemen bütün her şey bu işlevin gerçekleştirilmesi çerçevesindedir. Dinsel yapılar, hizmet yapıları bu alanda yer almaktadır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi iki şey çok önemlidir. Bunlardan bir tanesi bu alanın kutsallığı diğeri ise bu kutsal alanda yapılan törenlerdir.
Bilindiği gibi, Şapinuva şehri Hurri-Hitit ritüel dünyasının birbirinin içinde olduğu ve insan ruhunun temizlenmesinin mümkün olabildiği kutsal bir şehirdir. Şapinuva Hitit şehrinin bütün siyasi, askeri ve idari fonksiyonlarının hemen hepsinden daha önemli olduğu görülen bu dinsel yapısıdır. İnsanlar burada ve buradan elde ettikleri dualarla ruhlarını arındırmakta ve burada tanrılara yapılan yakarışların daha kolayca yerini bulabileceğine inanmaktadırlar. Ağılönü alanının Hitit Devletinin başşehirlerinden olan Şapinuva'nın kutsal en önemli alanlarından biri olduğu anlaşılmaktadır.
Bu mantıkla da düşündüğümüz zaman yeraltı tanrılarını sevindirecek kurban kanının akıtılması, gökyüzü tanrılarına kuşlar kurban edilerek hem onların teskin edilmesi hem de yakılan bu kuş kurbanlarına bir takım dileklerin yüklenmesiyle bunların yakılması sonucunda yükselen dumanların tanrılara ulaştırılması amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Geçen yıl söz konusu bu alanda yapılan ilk çalışmalarda, tören alanının Bina 3-4'ün hemen önünde bulunan kısmı açığa çıkarılmış, burada yer alan kurban çukurları, bu çukurların etrafına bırakılmış ve içinde adak malzemesini bulunduran kap-kacak, kurban edilip yakılmış hayvan kemikleri tespit edilmiştir.
Bu yılki çalışmalarımızda ise, bütün alanın bu maksatla araştırılması planlanmış ve bir sistem içinde çalışmalara başlanmıştır. Hemen bütün açmalarda en üst katmanlarda zayıf bir mimariyle karşılaşılmıştır.
Ağılönü yerleşkesinin hemen her yerinde, Şapinuva'nın son günlerini temsil eden bu zayıf ve fakir mimariyle karşılaşılmıştır. Devşirilmiş malzemelerden pek de düzgün olmayan duvarlar, ihtiyaca göre geliştirilen planlar, pek çok yerde aksları tutmayan yapılar bize fakirleşmiş olan halkın, şehir yanmış yıkılmış ve terk edilmiş olmasına rağmen inatla bu kutsal alanı ayakta tutmaya çalıştığını göstermektedir.
2007 kazı sezonu diğer bir çalışma alanımız A Binasının kuzey avlusunun araştırılması ve doğu rampasındaki tarımsal nedenlerle tahrip olmuş rampa kaplama taşlarının izlerinin tam olarak takip edilmesi ve yerinden oynamış olan malzemenin tekrar yerine koyulması çalışmasıdır.
Buradaki çalışmada ayrıca A binasının kuzey duvarının önünde boydan boya yapılmış olan istinadın yapılış nedenlerinin ortaya çıkarılması ve binanın bundan sonraki hayatının güvenceye alınması bakımından alınacak tedbirlerin belirlenmesi için bu alandaki çalışmaların dikkatli bir şekilde planlanması amaçlanmıştır.
İlk çalışma alanımız A binasının kuzeyinde bulunan istinatlardır. Bunlar yalnız A binasında değil A binasından kuzeye doğru bitişik olarak uzanan batıda ki hizmet binasında ve doğudaki dini yapılaşmada da görülmektedir.
A binası 2500 m2 'ye oturan büyük ölçekli abidevi bir binadır. Binanın oturduğu alan doğu-batı istikametinde uzanan tatlı meyilli bir rampaya sahiptir. Dolayısıyla burada oldukça fazla bîr toprak dolgusunun yapıldığı ve toplam büyüklüğü 5000 m2 'yi geçen bir komleksin bunun üzerine oturtulduğu görülmektedir.
Bu yılki çalışmalarımızda A binasının kuzeyinde, binaya dayak olarak hazırlanmış istinatları iki şekilde incelemekteyiz. Bunlardan ilki, binanın kuzeybatı köşesinden başlayarak ortaya kadar gelen bölümündedir. Burada, büyüklükleri 40-75 cm. olan kırma taşların, 4x4 m. büyüklüğünde şaşırtmalı kareler halinde yerleştirildiği ve üzerinin dere çakılı ile kaplanarak satranç görünüşünde bir dokunun elde edildiği görülmektedir. Burada yapılan istinat, büyük bir kütlevi ağırlıkla binanın bu yöndeki yayılmasına engel olmak için bir tedbir olarak yapılmış olmalıdır. İkinci olarak binanın hemen ortasında bırakılan 5x8 m. boyutundaki bir boşluktan sonra binanın doğu kanadında yaptığımız incelemede, bina temellerini meydana getirilen poligonal taş temel bloklarında hem doğu-batı yönünde hem de kuzey-güney yönünde açılmalar olduğu, bunun nedeninin de binanın bu yönünde temel altı dolgusunun suyla birleşerek gevşemesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölgede yer yer 2x2 m. ölçüsünde istinat dayakları oluşturulduğu ve bu dayaklarında üçgen taş döşemleriyle birbirine bağlandığı, ayrıca bu döşemin en altına da bir kuru istinat duvarının örüldüğü görülmektedir. Bütün bu dokunun içine de özel hazırlanmış bir kilin basılarak duvarlardan sızan suların engellenmesinin esas alındığı görülmektedir.
A binasının kuzeyinde yer alan avlunun batısında bir hizmet binası bulunmaktadır. Söz konusu bu hizmet binası 1994 yılında gün ışığına çıkarılmıştır. Bu yapının avluya bakan kısmında yine böyle bir istinat dokusunun oluşturulduğu görülmektedir. Mutfak olarak kullanıldığı anlaşılan bu hizmet binasının yeteri kadar ışık alabilmesi için aralarda boşluklar bırakılmıştır. Bu boşlukların arasındaki kısımlarda ise kil, kırma taş, kil sıralamasıyla dayaklar oluşturulduğu böylece binanın duvarlarının sabitlenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Bu sene yapılan bir diğer çalışma ise, A binasının doğusunda yer alan gerek A binasının gerekse bu yöndeki yapıların ve aynı zamanda A binasının doğu yönünde yer alan rampanın araştırılması ve bu rampanın üzerinde yer alan kaplamalarının yapılış tekniğinin belirlenmesi ve yapılış tekniğine uyularak da bu yöndeki dağılmış kaplamanın yerine konmasıdır. Bu maksatla yapılan çalışmada kaplama taşlarının kaymaması için alınan tedbirler incelenmiş ve iyileştirme çalışması planlanmıştır.
***
ORTAKOY-ŞAPINUVA KAZISI 2006 YILI BİLİMSEL RAPORU
Başkanlığımızda yapılmakta olan Ortaköy-Şapinuva kazısı 2006 yılı çalışmaları, 03.07.2006 tarihinde başlamış olup, Bakanlık Temsilcisi olarak Mersin Müzesi elamanı Yaşar Ünlü'nün katılımıyla 29.09.2006 tarihine kadar devam etmiştir.
Ortaköy-Şapinuva 2006 kazı çalışmaları, kazı, konservasyon, restorasyon, temizleme ve düzenleme çalışmaları olarak gerçekleştirilmiştir.
KAZI ÇALIŞMALARI
Bakanlığa sunulan 2006-2008 üç yıllık çalışma projesine paralel olarak, bu projede belirtilen alanda 2006 yılı çalışmaları yapılmıştır. Bu alan Hitit mimarisinde bu güne kadar karşılaşılmayan kırma taş ve dere çakılından oluşturulmuş, gün ışığına çıkarılmış durumu ile halen büyüklüğü 1500 m2 civarında olan taş döşemli bir mimari keşfedilmiştir.
Bir kutsal alan olarak hazırlandığı anlaşılan bu mimarinin ne olduğunun tam anlaşılabilmesi ve Anadolu'nun en büyük kültür zenginliği olan ve bilinmezlerle dolu Hitit medeniyetinin tanınmasında önemli olacağına inandığımız bu yapıyı tam olarak ortaya çıkarmak, çevresinde bu yapı ile ilişkili mimarileri anlayabilmek maksadıyla 3 yıl boyunca yoğun bir çalışma planlanmış ve Bakanlığınıza da bu husus sunulmuştur. Bu yıl ki çalışmalarımızda sözü edilen taş döşemli alanın doğu kenarında, güneydoğu köşesinde ve bir bölümde güneyinde olmak üzere yoğun bir çalışma yürütülmüştür.
Bu çalışmalarımızda iki önemli nokta üzerinde durulmuştur. Bunlardan bir tanesi taş döşemin doğusunda yapılacak bir çalışma ile bu yapılaşmanın toprak alındaki görülmeyen bölümünü incelemek ve gerek temel yapılaşmasını gerekse bu döşemin ayakta kalmasının hangi inşaat teknikleriyle yapıldığını anlamak olmuştur. Bu arada mümkün olduğunca bu yapının düşen taşlarının yerine koyulması gibi iyileştirme çalışmaları da koruma esaslı olarak takip edilmiştir.
Diğer bir çalışma ise, bu taş döşemli alanın güneydoğusunda yer alan ve geçen yıl niteliği tam olarak anlaşılmamakla beraber ortaya çıkarılan kırma taş ve moloz taş karışık duvarımsı yapının ne olduğunun anlaşılması için ve bu arada da taş döşeme bitişik olan bu alanın detaylı incelenmesi için yapılmıştır. Doğu açmasında yapılan çalışma sonunda bir yıl önce sekiz kat halinde ortaya çıkan döşemin onbir kat halinde olduğu ve döşem taşlarının dağılıp kaybolmaması maksadıyla çok özel bir mimari ile çevrelendiği görülmüştür. Bugüne kadar yapılan bütün modern mimaride kullanılmak üzere taş sökülmesine, arazi düzeltmesi için toprağın traşlanmasına ve tarımsal faaliyetlere rağmen yapının olanca haşmetiyle ayakta kalabilmesi, bu çerçevelenme ile ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Geçen yıl bulunan moloz taş duvarın ve bu duvarın güneyindeki alanın araştırılması maksadıyla yapılan çalışmalar sonucunda oldukça enteresan ve önemli bir mimari ile karşılaşılmıştır.
Öncelikle, yer yer 2.5 m.ye kadar yükseklik gösteren bu moloz taş duvar, bir duvar olarak değil de dolgu olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Moloz taş mimarisinin, bir temel altı yapılaşması olduğu, yapılan bu mimarinin altta bir yangın yığıntısına sahip bir alanda yapıların sağlam bir zemine oturtulabilmesi için derinlemesine kazılmış kanalları içine kırma taş doldurulması ile oluşturulmuş ve bunun üzerine üst yapının temellerinin yerleştirildiği anlaşılmıştır. Ancak, bu temel altı yapılaşması ile binanın mimari planı anlaşılmakla beraber üstte yer alan yapıya ait hemen hemen hiçbir duvar veya temel yapısı günümüze kadar gelememiştir. Bunun sebebi burada kullanılan fevkalade düzgün, Helenistik çağ yapılarında kullanılan bloklara benzeyen kireçtaşı blokların kırılarak yerinden sökülmesi ve Ortaköy'deki çeşitli cami, okul, köprü gibi sivil mimari yapıların temellerinde kullanılmasındandır.
Tarla sahibinin ifadesi ile bu taş miktarı 500 traktör römorkundan fazladır. Bu temel taşlarından iki tanesi bu bilinçsiz katliamdan kurtulmuş olup binanın enkazının yayıldığı alanda karşımıza çıkmıştır.
Daha sonra bir alt evreye inilmiş ve burada yapılan kazı sonucunda altta daha küçük temellere sahip, taş temelleri kesme taştan değil de kırma taştan oluşan ve üst yapının molozu altında koruna gelmiş 1-1.5 m kerpiç duvarları tespit edilebilen iki yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu iki ayrı bina, aralarında 1.5 m genişliğinde bir aralık bırakılarak yapılmış birbiriyle ilintili bir komplekstir.
Taş döşemin bulunduğu yöndeki kuzey yapısı ortalama 10x11 m ölçüsünde bir alana oturmaktadır. Giriş, iki bina arasında kalan ve bu yapının güney yönünde bulunan bir kapıdan yapılmaktadır. Buradan bir salona ve bu salona açılan iki mekan bulunmaktadır. Yapı, 90 cm x 90 cm ve hemen her 2.5 m de bir yerleştirilmiş ahşap taşıyıcı sisteme sahiptir. Çatıyı bu sistem taşımakta ve kerpiçle de duvarlar oluşturulmaktadır. Kapıdan girişte yer alan 30 m2 ye yakın büyüklüğü olan bir salonda ortada kerpiçten yapılmış bir altar bulunmaktadır.
Güneyde yer alan yapı ise, diğer binadan 2.20 m - 2.75 m bir açıklıkla, aksı biraz farklı olarak yerleşmiştir. Bu yapı 11 m x 13 m ölçülerindedir ve 270 m gibi aralıklarla yerleştirilmiş 1x1 m ölçülerinde ahşap bir taşıyıcı sisteme sahiptir.
Bir rampa ile başlayan aralığa açılan L şeklinde bir merdivenle kapıya ulaşılmakta ve binaya batı yönünden girilmektedir. Binanın güney yönünde ortada yer alan 1 Om x 6 m büyüklüğünde bir salon yer almakta ve bu salona açılan iki oda bulunmaktadır. Salonda sırtını ortadaki taşıyıcı direğe dayalı bir altar yer almaktadır.
Her iki yapıda da hemen girişte bulunan salonlar ritüel törenlerin yapıldığı kutsal mekanlar olmalıdır.
Her iki binanın da açıldığı dar aralık batı yönünde dik bir rampa ile bir avluya açılmaktadır. Burada törenlerde kullanıldığı anlaşılan 50 m ile 200 m arasında değişik çaplarda ve değişik derinliklerde çukurlar ortaya çıkarılmıştır. Bu çukurların törenlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Bu avlunun güneyinde ise, 7.5 m x 6 m ölçülerinde bir yapı ile bunun yanında kazısı tam olarak bitmemiş bir başka yapı açığa çıkarılmıştır. Gerek avluda gerekse batı yönünde yapılacak çalışmalardan sonra hem taş döşemli alanın hem de taş doşemli alanın önünde yer alan ve dinsel önem taşıdığı anlaşılan birbirleri ile ilintili görülen yapıların ne oldukları hakkında bilgi sahibi olunacaktır. Ayrıca bütün olarak incelendiğinde Ağılönü'nde yer alan bu yapılanmanın Şapinuva Şehri için ve Hitit dünyası için ne olduğu daha iyi anlaşılmış olacaktır.
RESTORASYON VE KONSERVASYON/KORUMA ÇALIŞMALARI
Ortaköy Kazı ekibi olarak, kazı yapmak ve belgelemek kadar korumanın da önemli olduğu hususu her zaman ön planda tutulmuştur. Ortaköy Kazılarında gün ışığına çıkan mimari kalıntıların tamamına yakını kalıcı koruma altına alınmıştır.
Burada yapılan korumada en önemli problemlerden biri, gün ışığına çıkarılan yapıların korunması diğeri ise yağmur kar suyu birikintilerinin yapılara zarar vermesinin engellenmesi için drenaj sisteminin meydana getirilmesidir. Güney ve kuzeyde yer alan binaların doğusunda bu maksatla drenaj kanalları açılmış ve bu kanalların galvaniz kaplamalı saçtan bir sistem ile tıkanması engellenmiş ve bir akaçlama sistemi ortaya çıkarılmıştır.
Üst yapının günümüze kadar gelebilmiş olan ve bugün artık tamamen korumasız bir halde bulunan temel altı sistemi, Ankara Röleve Müdürlüğü ile işbirliği yapılarak bir kafes sistemi içine alınmıştır. Böylece moloz taş duvar bir dayanağa kavuşarak koruma altına alınmıştır. Açığa çıkarılan iki yapı da, bütün Ortaköy yapılarında olduğu gibi 600 m2 bulan bir alanda hafif çelik kontrüksiyona sahip bir çatı altına alınmıştır.